İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. ANA SAYFA
  3. YA SORUN BİZDE İSE?

YA SORUN BİZDE İSE?


Bu hafta “SEN DE YAZ” bölümünde Sayın Ayşenur Çamaltı’nın “YA SORUN BİZDE İSE?” yazısını paylaşıyoruz.

 

 

Dünya sağlık örgütü çocuk istismarını “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psiko-sosyal gelişimini olumsuz etkileyen; bir yetişkin, bir toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir.” diye tanımlıyor. Aslında bu öyle güzel bir tanım ki, tanımdaki her bir ifade ayrı ayrı üstüne saatlerce yazılabilecek durumlar ifade ediyor.

Fiziksel istismar, çocuğun fiziksel olarak zarar görmesidir. Cinsel istismar, çocukların cinsel yolla istismar edilmesidir. Bu durum çocukta içe kapanma, okuldan kaçma, sosyal olamama, arkadaşlık kuramama, kendini değersiz hissetme davranışlarına sebep olabilir. İhmal ise çocuğa zarar vermenin farklı bir şeklidir. Çocuğun temel gereksinimleri olan beslenme, barınma, giyinme, duygusal yakınlık, eğitim gibi ihtiyaçlarının yok sayılmasıdır. 
Ve psikolojik istismardan bahsedelim. Asıl anlatmak istediğim ve bizim maalesef diğerleri kadar önemsemediğimiz ama şöyle biraz okuyup araştırınca hepsinden daha önemli olduğunu düşünebileceğimiz kısım.. Neden mi ? 
Yukarıdaki tanımı ilk okuduğumda bilerek ya da bilmeyerek zarar verme kısmında takıldım. Bilmeyerek zarar verme nasıl olur dedim. Önce anne baba olarak düşündüm sonra aslında toplum olarak da çocuklar konusunda yeterince hassas ve bilinçli olmadığımızı fark edip bunun doğuracağı sonuçları hissetiğimde beyninde şimşekler çaktı.
Anne baba canından çok sevdiğine bilerek zarar vermez zaten ama ya bilmeyerek sonuçlarının ne olduğunu, ne olacağını düşünmeden yaptıklarımız. Artık hepimiz çok yorgun ve çok yoğun ebevenyleriz. Çoğunlukla müfredat peşinde koşan öğretmenler haline dönüşebiliyoruz maalesef. Belki kaç kez başkasına olan kızgınlığımızı, günümüzün stresini çocuğumuza boşalttık. Bir sınav kağıdını değerlendirirken, değerlendirdiğimizi sanıp, öyle olduğunda daha iyi akademik başarı göstereceğini umarak, öğrencilerimizde alay edildiği hissi uyandırdık.
Alice Miller “Yetenekli Çocuğun Dramı” adlı kitabında şöyle bir şeyden bahsediyor “Kişinin -özgürlükleri çiğnenerek uyuma zorlanması bürolarda, fabrikalarda, siyasi partiler içerisinde başlamaz. Bu daha yaşamın ilk haftalarında başlayan bir süreçtir. Zorlayıcı baskılar daha sonra bilinç dışına itilir ve burada-ruhsal yapımız gereği-yaşam boyunca hiç bir sorgulamanın ve tartışmanın ulaşamayacağı biçimde sabit ve değişmez olarak saklı kalır…Kişi artık bağımlı, uyum göstermeye hazır bir insan olur ve başta ana\babaya gösterilen uyum ve bağımlılık, sonraları başka kişilere ve durumlara da aktarılır. Öyleki objeler değişebilmekle birlikte davranışın özünde bir değişme olmaz.” 
Şimdi bu, burada dursun! Yine dünya sağlık örgütünün yaptığı bir araştırmayla çocukların neden istismara uğradıklarını söylememelerinin sebeplerine bakalım..
Başlarının belaya gireceğini ve kendilerine inanan olmayacağını düşünebilirler. İstismarcı kişinin tehditine maruz kalabilirler. Çocuğa cinsel konularla ilgili konuşulmaması öğretilmiş olabilir. Dışlanmaktan korkabilir.” şeklinde devam  ediyor . Yine Alice Millerın yazdıklarına dönersek biz çocuklarımızı ne kadar kalıplara sokmaya uğraşırsak hatta onları bu kalıplara uydurmak için belki dehşetle açılmış gözlerimizle bağırıp çağırırsak, her defasında onları törpülersek, kendi bireyselliklerini, kendi mahremiyetlerini bilmeden zarara uğratırsak, çocuklarımız da bizimle konuşmaz. Anlatmaz.. Tehditler karşısında susup kalır. Her zaman itaat etmediğinde başının belaya girdiği gibi yine öyle olabileceğini düşünebilir. Çünkü beynimiz kodlarla çalışır ve bizim onu her törpü dediğimizde yolladığımız kodları basit bir algoritmaya dönüştürüp her duruma uyarlanabilir. Bilemeyiz her ilacın her insandaki etkisinin farklı olduğu gibi her çocuğun olaylara psikolojik tepkisi de farklı olabilir. O yüzden yan etkileri en aza indirecek şekilde davranmalıyız. Biz dayak yedik de ne oldu kötü insan mı olduk ,durumuna hiç girmek istemiyorum bile.. Söyleyebileceğim tek şey  “Evet işte sen dayak yedin, böyle büyüdün ve şimdi öfkeni kontrol edemiyorsun. Bir çocuğa bağırıp, çağırıyor veya vuruyorsun” 
Bizi de öğretmenimiz aşağılıyordu. İyi de yapıyordu bak şimdi onun sayesinde adam oldukçulara cevabımsa; esinle bile medeni medeni tartışamıyorsun. Yaptığın her şeyde sanki bir kusurun olacakmış gibi tedirgin oluyorsun diyor ve yazıyı bitiriyorum :) Yazılarda buluşmak üzere hoşça kalın..
Ayşenur ÇAMALTI

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (1)

  1. Güzel bir yazı olmuş, devamını bekliyoruz.

Bir cevap yazın